SİNDİRİm sistemi hastaliklari



Download 0.97 Mb.
Page12/19
Date conversion06.08.2017
Size0.97 Mb.
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   19

RUMİNİTİS (Ruminal Parakeratozis)


Çok miktarda konsantre yem ve az miktarda kaba yem içeren rasyon ile beslenen sığırlarda, rumen mukoza ve submukozasında gelişen bir seri yangısal değişiklikleri ifade eder. Hastalık, yüksek konsantre yem ile uzun süre beslenen hayvanların hemen hepsinde gelişmektedir. Ruminitis, rumen asidozisinde de sekonder olarak meydana gelebilmektedir. Parakeratoziste rumen papillaları kalınlaşır ve siyah renk alır. Özellikle konsantre yem ile beslenen besi hayvanlarında hastalığa daha sık rastlanır.

Etiyoloji: Konsantre yemlerin fermantasyonu sonucu açığa çıkan propiyonik ve bütirik asidin uzun süre rumende konsantrasyonunun artışına bağlı rumen papillarında proliferasyon ve kalınlaşma şekillenir. Özellikle bütirik asit parakeratoz oluşumunda primer sorumludur. Ruminitis oluşumunda laktik asit ve kimyasal ajanların yanında Mucor ve Aspergillus gibi mantarlarda rol oynar. Mantarlar, sadece rumen mukozasında yangıya yol açmakla kalmayıp aynı zamanda mikotik omasitise de sebep olurlar.

Patogenez: Ruminal lezyonların patogenezi kesin olarak anlaşılamamıştır ancak genel olarak rumen fermentasyonu sonucu oluşan yıkımlanma ürünleri hidrojen iyon konsantrasyonunu arttırarak rumen mukozasının yangılanmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda rumen mukozasında; 1-rumen mukozasının yangısı, 2-döküntülerin mukozaya yapışması, 3-rumen duvarı derin dokularında ülserasyon ve enfeksiyon, 4-rumen duvarında fokal apse oluşumu şekillenir. Sekonder olarak, karaciğerde apse oluşumu ve daha sonraki dönemde komplikasyon olarak kronik laminitis meydana gelir.

Semptomlar: Sığırlarda ruminitis ve apse oluşumunun ilk dönemlerinde klinik bulgu belirlenemeyebilir. Yem tüketimi genellikle iyidir ve canlı ağırlık artışı normaldir ancak performansta azalma dikkat çekebilir. İleri derecede rumen ve karaciğer lezyonları bulunan hayvanlarda iştah azalması ve kilo kaybı gözlemlenir. Diğer klinik bulgular muhtemel gelişen peritonitis ve septisemi sonucu ortaya çıkar. Kronik durumlarda topallık, tırnaklarda uzama ve yassılaşma belirlenir. Şiddetli vakalarda direnç düştüğünden diğer sistem hastalıklarının insidansı artar.

Teşhis:Yüksek konsantrasyonlu yem ile beslemede verim düşüklüğü gibi semptomların görülmesi hastalıktan şüphe ettirebilir. Kesin teşhis mezbahada rumen ve karaciğer lezyonlarının görülmesi veya endoskopi aracılığı ile konulabilir. Otopside; rumen mukozasında ödem, orta şiddette yangı, papillalarda yığılma görülür. Şiddetli vakalarda papillalarda ülser ve nekroz odakları bulunur. Rumen duvarında apseleşme ve kalınlaşma, karaciğer kesit yüzeyinde apselere rastlanır.

Tedavi: Hastalığın tedavisi ve korunması dengeli rasyon ile beslenmeye bağlıdır. Rasyonda saman oranı en az %10 olmalıdır. Yemlere yapılan antibiyotik ilavesi ile karaciğerde apse oluşumu azaltılabilir ancak ruminal lezyonların gelişimi üzerine herhangi bir etki olmaz. Akut rumen asidozu geçiren hayvanlarda çoğunlukla mikotik kökenli sekonder ruminitis geliştiğinden yemlere Thiabendazol (25mg/kg) ilavesi hastalığın şiddetini azaltılmada yardımcı olur.
RETİKULOPERİTONİTİS TRAVMATİKA (RPT)

Hastalık özellikle yetersiz beslenme ve mineral madde dengesizliklerinde ortaya çıkan pica durumlarında sıklıkla görülür. RPT, sığırlar tarafından yemlerle birlikte yutulan keskin, sivri yabancı cisimlerin, retikulum duvarını yaralaması ile oluşan ve komplikasyonlara yol açan bir hastalık grubudur. Hastalık sütçü sığırlarda etçi sığırlara göre çok daha sık görülür ve büyük ekonomik öneme sahiptir. Her yıl sığırların %2’sinde görülme oranı ile gastrointestinal sistemi ilgilendiren hastalıklar arasında en sık rastlanılanıdır. Ülkemizde hastalığın önemi hala büyüktür. Bunun nedeni, yemlerin yeterince yabancı cisimlerden arındırılmaması ve rasyonların hayvanların verim ve enerji ihtiyaçları göz önüne alınarak dengeli bir şekilde hazırlanmaması sonucu ortaya çıkan pika olaylarıdır.



Etiyoloji: Hastalığın çıkışında hazırlayıcı ve yapıcı faktörler rol oynamaktadır.

A- Hazırlayıcı faktörler:

Anatomik faktörler: Sığırlarda üst çene ön dişlerinin olmaması, tat papillalarının dilin köküne doğru bulunması, ösefagusun geniş olması, rumenin dört kompartımandan oluşması, retikulumun petekli yapıda olması, retikulumun diaframaya ve kalbe 2-4 cm uzaklıkta olması,

Fizyopatolojik ve fizyolojik faktörler: Yemlerin çok fazla çiğnenmeden yutulması, ağızda salivasyon olması, geviş getirme, tekrarlayan gebelikler, uzun laktasyon periyodunun mineral madde, iz element ve vitamin yetersizliğine neden olması,

Cinsiyet faktörü: İneklerde gebelik ve doğumun intra abdominal basıncı artırması, boğalarda ise aşım önemli faktörlerdir.

B) Yapıcı nedenler:

Yabancı cisimler: retikuluma batarak retikulitis simplex, retiküloperitonitis, retikulum apseleri, diyaframa perforasyonu, hernia diaframatikaya ve kalbe kadar giderek perikarditis travmatikaya neden olabilir.

Rumen ve retikulum hareketleri: Bu hareketler kalbin sistol ve diyastol hareketleri ne benzer şekilde olup, yabancı cisimleri daima kalp doğrultusunda hareket ettirirler.

Yabancı cisimlerin rumende kalış süreleri: yabancı cisimlerim rumende kalış süreleri iki saatten 10 güne, hatta iki aya kadar uzayabilmekte ve hastalık oluşturma riski % 60’dır.

Rumen pH’sı: Normalde nötr veya hafif alkali olan rumen pH’sı, silaj ve konsantre yemle beslemeye bağlı olarak asidik olabilir. Asit ortam ise yabancı cisimlerin erimesine ve sivri bir hal almasına yol açar.

Aşırı hareketler: Meteorismus ve konstipasyon sonucu şekillenen aşırı mide-barsak hareketleri, yabancı cisimlerin batmalarını kolaylaştırır.

Patogenez: Yutulan metal cisimler ösefagusu geçer geçmez retikuluma düşerler veya önce rumene düşerler ve daha sonra retikuluma ulaşırlar. Rumenin aşırı dolgunluğu, gebelik, doğum, yokuş aşağı yürütmelerde artan intra abdominal basınç nedeniyle yabancı cisimler özellikle retikulumun kranioventraline, nadiren de kaudaline veya retikulumun dorsaline batarlar. Retikulumun perfore olmadığı, sadece retikulum mukozası ve kasının etkilendiği durumlarda “Reticulitis traumatica simplex” gelişir. Bu olaylarda lokal ağrı ve travmaya bağlı indigesyon gibi klinik semptomlar görülür. Ancak yüzeysel batan yabancı cisimler tekrar retikuluma düşerse klinik semptomlarda hızla iyileşme gözlenir. Bu durumda yabancı cisimler ya retikulumda zararsız halde kalabilir yada dışarı atılabilirse de bir süre sonra başka bir yerden yeniden batmaları söz konusudur. Yabancı cisim hastalıklarının en sık görüleni ve daha ağır seyirli olanı ise yabancı cismin seroza dahil tüm mide duvarını deldiği ve peritona ulaştığı olaylardır. Yabancı cismin direk olarak peritona ulaşması yada retikulumdaki yangının peritona bulaşması sonucu endirekt olarak peritonda yangı meydana gelir. Bu yangı odağının etrafı fibröz bir doku ile çevrelenir ve oluşan bu yangı daha sonra peritonla birleşerek yangının yayılımı önlenmiş olur. Bu durum “Reticuloperitonitis traumatica circumscripta” adhesiva olarak adlandırılır. Bazen de yabancı cismin ve irin kitlesinin periton boşluğuna ulaşması sonucu yaygın bir peritonitis “Reticuloperitonitis traumatica diffusa” gelişir. Penetre olan yaralardan rumen içeriğinin periton boşluğuna geçmesi halinde diffüz peritonitis tehlikesi artar.

Yabancı cisimlerin mide duvarını delmediği veya zamanında uzaklaştırıldığı olaylarda iyi seyreder. Ancak bazen de akut olaylar kronik forma dönüşebilir. Kronik olaylar belirgin yapışmalar ve kapsül oluşumu ile karakterizedir. Yabancı cismin kapsülle hapsedildiğinde zararsız halde uzun süre kalabilir veya intra abdominal basıncın arttığı durumlarda yabancı cisimler hapsolduğu yerlerden tekrar ilerleyerek çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Böylece diyaframa, dalak, perikard, akciğerler, karaciğer gibi çevre organlar yangılanır.

RPT olaylarında retikulum perfore olduğu bölgelerdeki yakın organlara yapışarak (özellikle retikulum-diyaframa yapışması) retikulum kontraksiyonları büyük ölçüde kısıtlanarak motilite bozukluklarına yol açar. Rumenoretikuler hareketlerin engellenmesi sonucu RPT vakalarında devamlı timpani ve rumen atonisi görülür. Ayrıca perforasyona bağlı diğer komşu organ ve dokularda da yangı meydana gelebilir. Yabancı cisim perforasyonlarına bağlı en önemli komplikasyon Perikarditis Traumatica’dır.

Retikuler duvarın travmatik perforasyon sonuçlarının şeması:

Genel sonuç

Perforasyon  Dalak- karaciğer- diyaframa- ve mediastinal apseler



 Plöritis, Pnömoni, Endokarditis, Artritis, Nefritis

Akut lokal peritonitis



   


iyileşme kronik lokal akut diffüz akut perikarditis

peritonitis peritonitis 

  Konjestif kalp yetmezliğine bağlı ölüm

Vagus Diyaframa fıtkı Kronik perikarditis

indigesyonu

Semptomlar: Yabancı cismin batmasından 10-12 saat sonra ilk klinik semptomlar ortaya çıkar. Travmatik indigesyonların semptomları, yangının formu, devresi ve lokalizasyonuna, yabancı cismin ilerleyişinin hızına, komplikasyonlara ve hastanın genel duyarlılığına göre değişkenlik gösterir. RPT olgularında semptom olarak; huzursuzluk, ağrı, iştahın zaman zaman kaybolması, zayıflama, konstipasyon, yatıp kalkmada inleme gibi belirtiler görülür. Bu nedenle hayvan hareket etmek istemez ve yokuş aşağı yürütüldüğünde ağrıda artış olacağından yürümek istemez. Hayvan yürürken ön bacaklarını vücuttan ayrı tutarken belde kamburlaşma (kyphos durumu) ve karın kaslarında gerginlik gözlenir. Akut dönemde; beden ısısında artış, rumen hareketlerinde durma, hafif timpani, rumen dolgunluğu ve ruminasyonda azalma, kaslarda titremeler, süt veriminde azalma, ürinasyon ve defekasyonda ağrı belirlenebilir. Solunum normal, pulzasyonda artış görülür. Kronik dönemde; Klinik semptomlar akut dönemdeki kadar belirgin olmamakla birlikte iştahta her iki yöne değişkenlik, ishal, dehidrasyon, kilo kaybı, inatçı bir timpani, rumen hareketlerinde azalma, kaba ve karışık kıl örtüsü, diffüz peritonitis, perikarditis traumatica ve karaciğer apseleri belirlenebilir. Vücut ısısı ve pulzasyon genellikle normaldir.

Klinik ve laboratuar bulguları: Ağrı deneyleri, detektör muayenesi ve gluteraldehit testi (GLA) pozitiftir ve leukositosis (> 10.000) mevcuttur. Rumen infusoria sayısında azalma, rumen kokuşması görülebilir. Akut vakalarda fibrinojen konsantrasyonu artarak 300-400 mg/dL’den 1000 mg/dL veya daha yüksek değerlere çıkabilir. Kronik vakalarda total globülin seviyesi, özellikle -globülin seviyesinde artış vardır. Total protein konsantrasyonu değişmemekle birlikte albümin ve albümin/globülin oranı azalır. Kronik vakalarda globülin konsantrasyonu kademeli olarak 3,5-4 gr/dL’den 5-7gr/dL’e çıkar. Asit-baz dengesi ön midelerde geçiş problemi yoksa normal sınırlardayken bazı vakalarda abomasal atoni nedeni ile hafif hipokloremi, kompanze edilebilen metabolik alkalozis meydana gelebilir. Serum Ca konsantrasyonunda azalma (2-8 mg/dL), orta derecede hipoglisemi ve sekonder asetonemi şekillenebilir. Periton sıvı muayenesinde normalde 1/1 olan nötrofil/lenfosit oranı artar.

Hastalığın seyri ve komplikasyonlar: Hafif olaylarda yabancı cismin geri düşmesi sonucu genelde iyileşme görülür. Akut diffüz peritonitislerde 2-7 gün içerisinde ölüm görülebilir. Yabancı cisimlerin apse oluşumuyla hapsedilmesi durumlarında hayvanda herhangi bir komplikasyon gözlenmez, ancak intra abdominal basınç değişikliklerine bağlı olarak nüksler ve komplikasyonlar görülebilir. Yabancı cismin kalbe batması sonucu şekillenen perikarditis travmatika vakalarında ölüm kaçınılmazdır. Komplikasyonlar olarak;

1) Yabancı cisimlerin akciğer sağ mediastinal lobuna batması sonucu travmatik pnömoni,

2) yabancı cisimlerin dalak ve karaciğere batması sonucu apseye neden olur. Apselerin açılması sonucu, piyemi ve vena kavaların trombozu şekillenir.

3) Yabancı cisimlerin ön mideleri innerve eden nervus vagusa batması sonucu kronik indigesyon (Hoflund sendromu veya Vagus indigesyonu) şekillenir.

4) Yabancı cisimlerin diaframaya batması sonucu fıtık gelişebilir.

5) Yabancı cisimlerin abdominal kaslara batması sonucu apse ve fistül oluşumu gözlenebilir.

6) Bazen, yabancı cisimlerin ostiumretikulo-omasum bölgesine batması sonucu ortaya çıkan apse ve yapışmalara bağlı ön mide fonksiyonel stenozuna neden olur.

7) En önemli ve tehlikeli komplikasyonu ise perikarditis travmatikadır.



Teşhis: Klinik ve laboratuar bulguları, ağrı deneyleri, detektör muayenesi, radyografi ve deneysel Laparatomi bulgularına göre hastalığın tanısı yapılır. GLA testi şiddetli yangısal durumlarda 1-5 dakikada pozitif sonuç vermektedir. Radyografik çekimler özellikle yabancı cismin lokalizasyonunun belirlenmesi açısından önemlidir. Ağrı deneyleri;

  1. Hayvanı dar bir alanda döndürmek,

  2. Hayvanı yokuş aşağı yürütmek,

  3. Yumruk deneyi,

  4. Ruegg deneyi,

  5. Diyaframa bölgesi perküsyon deneyi,

  6. Retikulum çevresi çekiçle perküte etmek,

  7. Götzenin sopa deneyi,

  8. Sırttan sıkma deneyi,

  9. Sırttan çimdikleme ve Kalchschmidt deneyi yapılarak ağrının pozitif olduğu belirlenir.

Ayrıcı tanı: Hastalığın tanısı oldukça zordur. Hastalık, rumen dolgunluğu, kronik timpani, vagus indigesyonu, gastroenteritisler, karaciğer apsesi, omasum konstipasyonu, abomasum deplasmanları, ketozis, metritis, pyelonefritis gibi hastalıklarla karışır.

Ayrıcı tanıda;

Lokal ağrı, ateş, iştahsızlık, süt veriminde düşme gibi semptomların bulunmasıyla; vagus indigesyonun, kronik timpani ve asetonemi gibi hastalıklardan,

İdrarda kan ve irin bulunmamasıyla pyelonefritislerden,

Karın sol ve sağ tarafında pink sesleri ve çalkantı seslerinin alınmaması ve Liptak testinin negatif olmasıyla abomasum deplasmanlarından,

Karaciğer bölgesinin perküsyonunda ağrı olmaması ve rumen hareketlerinin azalması nedeniyle karaciğer apselerinden,

Sürekli ateşin olmayışı, kalp oskultasyon bulgularının normal ve genel durumun iyi olmasıyla perikarditis travmatikadan,

Sağ regio xyphoidea bölgesinde ağrının ve dışkıda gizli kan bulunmamasıyla abomasum ülserlerinden,

Ağrının olmasıyla basit indigesyonlardan, Ketonürinin olmamasıyla ketozisten,

Defekasyonun normal ve dehidrasyon bulguların çok belirgin olmamasıyla omasum konstipasyonlarından,

Rumen sıvı özelliklerinin normale yakın olmasıyla rumen asidozundan ayrılır.

Tedavi: Hastalığın tedavisinde medikal, platform, operatif ve mıknatıs yutturulması gibi tedavi yöntemleri uygulanır.

Medikal tedavide; parenteral antibiyotik (penisilin, streptomisin), rumen stimulantları (Vetarumex vb), oral laksatiflerin (parafin likit) uygulamaları yapılır.

Platform tedavi; İleri gebelerde uygulanır ve hayvanın hareket etmesi engellenir. Bu uygulamada zemin, hayvanın önü 15-20 cm yüksek olacak şekilde ayarlanır ve hayvanın hareketleri engellenir. Böylece yabancı cismin kalbe doğru gitmesi engellenir. Ayrıca platform tedavisinde enfeksiyon riskini azaltmak için hayvana parenteral antibiyotikler verilir.

Mıknatıs yutturulması; Sonda yardımıyla hayvana kalıcı mıknatıs yutturularak var olan yabancı cismin tutulması sağlanır, hem de koruyucu amaçla kullanılabilir.

Operatif yöntem; ilk üç tedavide başarı elde edilemez ise operasyonla rumen açılarak yabancı cisim uzaklaştırılır ve yapışmalar varsa açılır.



Operasyonun endike olduğu durumlar;

- Hastalık akut dönemde olmalı,

- Vücut ısısı >39.7 C olmamalı,

- Nabız sayısı >80 olmamalı,

- Solunum normal olmalı, akciğer bölgesi ağrısız ve oskultasyonda harharalar olmamalı

- Operasyondan önce hayvan mutlaka 24 saat süreyle aç bırakılmalıdır.



Operasyonun kontrendike olduğu durumlar;

- Vücut ısısının ve nabzın yüksek olması,

- Hayvanın aşırı kaşektik olması,

- Hastalığın kronik olması veya yabancı cismin ankiste olması,

- Hayvanın yaşlı olması (>10 yaş),

- Hayvanda başka bir metabolik ve enfeksiyöz organ hastalıkların bulunmasıdır.



Operasyon sonrası, kanamalar, post operatif timpani, yara enfeksiyonları lokal ve generalize peritonitisler, deri altı anfizemi ve post operatif rumen fistülleri gibi komplikasyonlar göz ardı edilmemelidir. Damızlık değeri yüksek olmayanlar, ilerlemiş olgular, kaşektik hayvanlar ve komplikasyonlar (akciğer ve karaciğer apsesi, perikarditis travmatika vb) varsa kesim önerilir.

Korunma: Yemler yabancı cisimlerden (tel, çivi, iğne) arındırılmalıdır. Hayvanlara mıknatıs yutturulmalı ve rasyonlar dengelenmelidir. Rasyonlara hayvanların verim özellikleri göz önüne alınarak mineral madde ve vitamin takviyeleri yapılmalıdır. Böylece hayvanlarda pika olayları engellenerek, yem tabiiyetinde olmayan yabancı objelerin alınma riski azaltılır.

ABOMASİTİS


Abomasum mukozasının yangısı özellikle buzağı ve genç sığırlarda daha sık gözlenirken yetişkin olanlarda nadiren ortaya çıkar.

Etiyoloji: Hastalığın oluşmasında retikulumdaki geçiş bozuklukları veya retikulumun karın kaslarına yapışması ve abomasumda kesici olmayan yabancı cisimlerin birikmesi (kum, vb.), aşırı sıcak gıdaların veya yakıcı kimyasal maddelerin sonda ile verilmesi, şiddetli mide-barsak parazit invazyonları ve rumen asidozisi önemli rol oynar. Ayrıca semptomatik olarak CGB, BVD/MD, Salmonellozis, çeşitli zehirlenmeler ve bazen de abomasum deplasmanı durumlarında ortaya çıkabilir.

Semptomlar: Hastalığın karakteristik semptomları çok azdır. Hafif-orta şiddetli genel durum bozukluğu, kısmi anoreksi, indigesyon, timpani, süt veriminde azalma gibi RPT’ye benzer klinik semptomlar görülür. Kusma, sancı, konstipasyon veya obstipasyon, ishal ve zayıflama meydana gelebilir. En önemli klinik bulgu; siyaha yakın renkli dışkının (melena) varlığıdır ki bu abomasal bir kanamaya işaret eder. Hastalığın uzun sürdüğü durumlarda sindirim-emilim bozuklukları ve buna bağlı eksikozis de meydana gelebilir. Bu durumda hayvanda pika belirtileri, ara sıra kronik timpani ve geçici ishal gözlenebilir.

Teşhis: Abomasitis’in kesin tanısı genelde zordur. Özellikle abomasumda kum birikmesine bağlı gelişen abomasitislerde, Laparatomi ile abomasum palpe edilerek durum anlaşılabilmektedir. Ergin hayvanlarda sağ taraf ventralinde, 7-10. interkostal aralığa yapılan derin palpasyonda ve kuvvetli perküsyonda ağrı belirlenmesi teşhise yardım eder. Ayrıcı tanıda; abomasum ülserleri ve dilatasyonu ile leukoz göz önünde bulundurulmalıdır.

Prognoz: Hastalık zamanında etkin bir tedavi ile ortadan kaldırılabilir. Tedavinin başarılı olamadığı durumlarda abomasum ülserleri gelişir.

Tedavi: Ergin hayvanlarda öncelikle yem değişikliğine gidilerek zararlı yemlerden uzaklaştırılır. Konsantre tahıllar verilmeyerek hayvan 1-2 gün aç bırakılır, bu süre içerisinde ılık yulaf ve keten tohumu maserasyonu adlibitum verilir, daha sonra tuzlu sürgütler (100-200 gr MgSO4 ve Na2SO4) veya 250-300 ml parafin likit, 100-200 gr tıbbi kömür verilir. Antiasitler (100-300 gr NaHCO3 veya MgO) ve büzüştürücüler (25 gr Bizmut, tanen, vs.) verilebilir. Eğer hayvanda eksikozis belirlenirse sıvı-elektrolit solüsyonlarda İ.V. olarak verilmelidir. Haricen tespit edilen genel veya organ hastalıkları da tedavi edilmelidir.

ABOMASUM ÜLSERLERİ


Abomasum mukozasında, derin katlara ve serozaya kadar uzanabilen, doku kayıplı lezyonlar ile karakterize, akut veya kronik karakterli bir hastalık olup yüksek süt verimli sığır ırklarında, özellikle kış ayları ve ahır besisinde, buzağılarda ise kaba yeme geçiş döneminde sıklıkla görülür.

Etiyoloji: Tam olarak bilinmemekle beraber sığırlarda stres durumları (doğum, laktasyon, nakiller, panarisium, artritis, taban nekrozu), sıkışık barındırma, yüksek konsantre yem ve silaj ile beslemenin önemli rol oynadığı tahmin edilmektedir. Metritis, mastitis, ketozis gibi postpartum hastalıklar, CGB, Sığır vebası, BVD/MD ve Theileriozis gibi hastalıkların varlığı sığırları abomasum ülserine karşı predispoze kılar. Yüksek oranda nemli mısır veya silaj ile besleme de ülserasyonlara neden olabilmektedir. Kimyasal maddeler (arsenik, bakır, nitrat), mikroorganizmalar, mineral madde yetmezlikleri (bakır ve selenyum), bazı ilaçlar (fenilbutazon ->2gr/gün-, Fluniksin meglumin gibi NSAID’lerin yüksek dozları) abomasum ülserlerine yol açabilir. Buzağılarda kaba yeme geçişin erken yapılması ve yemlerin mantarlar ve bakteriler (Camphylobacter jejuni, Clostridium perfringens) ile kontamine olması önemli sebeplerdendir. Uzun süre oral antibiyotik kullanımı ile sekonder olarak mantar enfeksiyonuna neden olunabilir. Abomasum parazitleri (Haemoncus, Ostertagia, Tricostrogylus) de abomasum ülserlerinin oluşmasında rol oynayabilirler.

Patogenez: Buzağılarda lezyonlar özellikle abomasumun piloris bölgesinde, erginlerde ise fundus bölgesindedir. Lezyonların büyük damarlara ulaşması ile abomasum içerisine kanamalar olur ve gaita bu nedenle katran rengindedir (melena). Abomasum duvarındaki lezyonlar lokal veya diffüz peritonitise neden olarak ağır intoksikasyona ve septisemiye yol açabilir.

Stres ve hiperasidite ülserlere neden olabilir. Abomasumun gastrik mukus salgısı normalde midenin yüzeyini örten jelatinöz bir yapı sağlar, böylece hidrojen iyonlarının difüzyonu engellenir. Aşırı gastrik asit salınımı H+ iyonlarının intra ve ekstraselüler konsantrasyonunu da arttırır ve difüzyonuna neden olur. Buna bağlı mast hücrelerden histamin salınımı artar, daha fazla asit sekresyonu ve küçük damarlarda kanama, mukozal hemoraji ve superfisiyal ülserasyonlar şekillenir.

Abomasum ülserlerinde ruminal laktik asit konsantrasyonu (320 mM/L) ve histamin konsantrasyonu da (70 mg/ml) artar. Özellikle abomasal stazis durumlarında histamin emilimi ve abomasal asit sekresyonu fazlalaşır. Fazla miktarda salgılanan pepsin ve HCl asiti büyük kurvatur’da birikerek ülserlere yol açar. Sıkışık barınma ve stres faktörleri, sempatik sinir sisteminin epinefrin, norepinefrin, ACTH aracılığı ile uyarılmasına ve gastrik asit sekresyonunun artışına yol açarak ülserlere neden olabilirler.

Semptomlar: Abomasum ülserlerinin klinik semptomları ülserin tipi ve lokalizasyonuna bağlı olarak oldukça farklılık gösterir.

Buzağılarda; çoğu ülser olguları gizli veya atipik semptomlar ile seyreder. Başlangıç döneminde iştahsızlık, hafif timpani, ruktus artışı, sancı, kusma, gelişme geriliği, kanamalara bağlı siyah ve yumuşak kıvamlı, katran görünümünde gaita (melena) ve anemi görülebilir. Abomasumdaki dolgunluk sağ arcus costarium altında palpasyon ile hissedilebilir.

Ergin sığırlarda; iştahsızlık, durgunluk, ara sıra diş gıcırdatma, inleme ve rumen hareketlerin de azalma saptanır. Kanamalara bağlı melena ve mukozalarda solgunluk (anemi) gözlenir. Tüm hayvanlarda ileri abomasum ülserlerinde; abomasum ve barsaklar içerisinde ani ölümlere sebep olabilecek ülseratif kanama odakları, perakut septisemi ve intoksikasyon belirtileri ile seyreden diffüz peritonitis gibi komplikasyonlar da oluşabilir.

Klinik olarak abomasum ülserlerinin sınıflandırılması:

- Tip 1. Perfore olmayan hafif kanamalı abomasum ülserleri,

- Tip 2. Perfore olmayan ağır kanamalı abomasum ülserleri,

- Tip 3. Lokal peritonitis ile komplike perfore abomasum ülserleri,

- Tip 4. Diffüz peritonitis ile komplike perfore abomasum ülserleri,
Tip 1. Perfore olmayan hafif kanamalı abomasum ülserleri,

Erken post partum dönemde gözlenir. Koliform mastitis, septik metritis, abomasum sola deplasmanı, nitrat ve arsenik zehirlenmelerinde, theliariazis ve buzağılarda salmonellozis ve E.coli nedenleri arasındadır. Bu tip ülserlerde, kanama az olduğundan dışkı her zaman siyaha boyanmaz. İştahsızlık, hafif anemi, rumen hareketlerinde azalma, hafif timpani, sağ taraf anteriorda ağrı gibi semptomlar görülür. Gizli kan testi (Benzidin testi) pozitiftir. Primer hastalığın tedavisiyle semptomlar iyileşir.



Tip 2. Perfore olmayan ağır kanamalı abomasum ülserleri,

En önemli semptom; katran renginde siyah renkli dışkı (melena) ve anemidir. Hayvanlarda iştahsızlık, rumen hareketlerinde azalma, mukoz membranlarda solgunluk, ani ölümler ve kan pıhtısı içeren dışkı gözlenir. Lezyonlar abomasumun fundus bölgesine yerleşmiştir. Anemi oldukça belirgindir (Hematokrit <% 15). Hafif leukositosis tablosu ve serum pepsinojen düzeyi genelde artmıştır.



Tip 3. Lokal peritonitis ile komplike perfore abomasum ülserleri,

Peritonitis ile karakterize ve çok az kanamaya neden olur. Klinik semptomlar RPT’ye çok benzerlik gösterir. Anoreksi, hafif ateş, rumen hareketlerinde azalma, süt veriminde ani düşme, abdominal ağrı (ksifoid bölgenin her iki yanında) ve defekasyon sayısında azalma görülür. Leukopeni veya lenfopeni bazen lökositozis ve hafif dehidrasyon (PCV >% 35) bulguları tespit edilir. Hastalığın daha çok post partum dönemde görülmesi ve koyu renkli dışkı teşhiste yardımcı olur.



Tip 4. Diffüz peritonitis ile komplike perfore abomasum ülserleri,

Bu tip ülserlere daha çok kış aylarında rastlanılır. Lezyonlar daha çok piloris ve fundus bölgesinde şekillenir. Hayvanda iştahsızlık, hipotermi, ileus, taşikardi,, hız seyreden septik şok tablosu ve 24 saat içerisinde peritonitis sonucu ölüm görülür. Peritonda sıvısı ve gaz birikimi sonucu abdominal gerginlik oluşur. Karın bölgesi derin palpasyonunda ağrı vardır. Hayvan yere yattığı ve ayağa kalkamadığı ve barsaklarda yapışmalar olduğu gözlenir. Lenfopeni, PCV >% 40 ve total protein değeri < 6.0 gr/dl olduğu tespit edilir. Hayvanlarda tespit edilen normalin altında total protein düzeyi (< 6.0 gr/dl) ve şiddetli Hemokonsantrasyon (PCV >% 40) diffüz peritonitisin bir göstergesidir.



Teşhis: Abomasum ülserlerinde tanı genelde güçtür. Ancak hafif formlarda gizli kan testinin (Benzidin testi) pozitif sonuç vermesi, şiddetli olgularda melena’nın şekillenmesi, peritoneal sıvı analiz bulguları (pH’nın düşük olması abomasal içerik nedeniyle pH= 2-4), serumda düşük total protein düzeyi (<6.0 gr/dl) ve şiddetli Hemokonsantrasyon (PCV >%40) bulguları tanıda yardımcı olur. Dışkıda gizli kan olmasından şüphe edildiği durumlarda Benzidin testi yapılır. Bir tüp içerisine 0.5-1 gram Benzidin konur üzerine 1 kısım Asetik asit glisiyal aynı miktarda % 3’lük H2O2 ilave edilir. Ayrı bir tüpe 1-2 gram dışkı alınır ve ezilir. Dışkı bulunan tüpe hazırlanan çözeltiden dökülür ve koyu mavi renk (menekşe rengi) oluşumu testin pozitif olduğunu gösterir.

Ayrıcı tanı: Ağır kanamalı ülserlerin ayrıcı tanısında; gastrointestinal sistemde kanamaya neden olan diğer bozukluklar (duedonal ülserler, ön midelerde kanamaya neden olan tümoral oluşumlar, vena kavaların trombozuna bağlı gelişen akciğer embolileri) ile ağız ve farenks bölgesindeki lezyonların kanaması sonucu kanın yutulmasına bağlı dışkının koyu renkli olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Tablo 2. Abomasum ülserlerinin ayrıcı tanısı


Tip

Lezyonlar

Semptomlar

Tip 1. perfore olmayan

hafif kanamalı ülserler



Mukoza ve submukoza kaybı, hafif

derecede intralüminal hemoraji, fokal

abomasal kalınlaşması ve serozite,


Kısmi anoreksi, rumende atoni, dışkıda gizli kan testi pozitif,

Tip 2. perfore olmayan

ağır kanamalı ülserler



Mukoza ve submukozal damarlarda penetrasyon, abomasumda kanamaya yol açan ülserasyon, şiddetli intralüminal hemoraji,

Anoreksi, rumende atoni, mukozalar solgun, dışkı koyu renkte ve katran gibi, solunum ve nabız sayısı yüksek, ekstremiteler soğuk,

Tip 3. Lokal peritonitisle komplike perfore ülserler

Perfore ülser, akut lokal peritonitis, perforasyona bağlı abomasal içeriğin peritona geçişi, lokal peritonitis sonucu abomasumun komşu visera, omentum veya peritona yapışması,

RPT benzeri semptomlar,

Tip 4. Diffüz peritonitisle komplike perfore ülserler

Perfore ülser, perforasyona bağlı abomasal içeriğin peritona geçişi, diffüz peritonitis, karın boşluğunda eksudat, seroz yüzeyde fibrin birikimi,

Anoreksi, erken dönemde ateş, gastrointestinal ileus, taşikardi, şok, sternum üzerinde yatma, abdominal gerginlik,


Tedavi: İlk olarak hayvanın rasyonu düzeltilmeli ve stres faktörleri ortadan kaldırılmalıdır. Hayvanda şiddetli bir anemi (PCV < % 15) mevcut ise kan volümü restore edilir. Destekleyici tedavi yapılır. Hayvanlara oral astrenjanlar (ZnSO4, 2 gr) kullanılır. Midede asit sekresyonu azaltmak için Propantheline bromide (30 mg günde 3-4 kez), yine aynı amaçla yüksek dozlarda H2 reseptör blokerleri Cimetidine (8-16 mg/kg dozda günde 3 kez), Ranitidine (5 mg/kg dozda günde iki kez) verilebilir. Oral yolla MgO (500-800 gr/450 kg CA), Mg-silikat (100 gr/gün), MgCO3, Bizmut subnitrat, Al2(OH)3 jel gibi antiasitler kullanılabilir. Hematokrit değerin < %14 olduğu durumlara hemen kan nakli yapılmalıdır. Kanamayı durdurucu ilaçlar ve oral yolla Demir ve Kobalt preparatları gibi kan yapıcı maddeler verilir. Helikobacter varlığında ise 12 gün süreyle betalaktam antibiyotikler ve Omeprazole ve lanzoprazol gibi proton pompa inhibitörleri (H/K’ATPase enzimini inhibe ederek abomasumda asit sekresyonunu azaltır) verilir. Buzağılarda abomasum ülserlerinin tedavisinde 110 gün süreyle -2 adrenerjik antagonisti olan Clenbuterol (2 mg/gün, oral) uygulaması başarılı bulunmuştur.
Anoreksi ve abdominal gerginlikle seyreden hastalıklar:

- Rumen timpanisi

- Kronik indigesyonlar

RUMEN TİMPANİSİ (Tympania ruminis)


Rumende ve retikulumda fermentasyonla hızlı ve aşırı miktarlarda gazların oluşması veya herhangi bir nedenle oluşan gazların dışarı atılamaması sonucu rumen ve retikulumda anormal derecede gaz birikmesi durumudur. Bu gazlar rumenin dorsalinde toplanır (serbest) veya içerikle karışık halde (köpük tarzında) bulunur.

Ruminantlarda günde 500-600 lt kadar rumen gazları (CO2, CH4, H2S, N2 ve diğerleri) oluşur ve enerji kaybının kaynağı olarak gösterilir. Kolay fermente olabilen karbonhidratça zengin yemlerin verilmesi rumen pH’sının normal fizyolojik değerin altına (pH <6) düşmesine ve rumen gazlarının daha fazla üretilmesine neden olur.



Rumende üretilen gazlar normalde kardiyada bulunan reseptörlerin uyarılması sonucu ruktusla atılır. Rumen içeriğinin sulu bir hal alması sonucu kardiya bölgesi basınç altına alınarak ruktus engellenmiş olur ve böylece gaz dışarı atılamaz ve rumen timpanisi gelişir. Fizyolojik olarak oluşan gazlar ruktusla dışarı atılamazsatimpanisolunum güçlüğüasfeksiölüm görülür. Ruminantlarda timpaniler akut (primer ve sekonder) ve kronik nüksedici olarak ikiye ayrılır.

AKUT PRİMER TİMPANİ (Primer alimentar veya köpüklü fermentasyon timpani)


Rumen ve retikulumda aşırı fermentasyon sonucu köpük tarzında gaz birikmesi ve oluşan gazın rumen içeriğiyle karışık halde bulunması ile karakterizedir. Köpük tarzında gaz birikmesi bir çok hayvanda aynı zamanda görülmesiyle bir sürü problemi olarak ta karşımıza çıkabilir. Pratikte oldukça sık karşılaşılır ve önemlidir.

Etiyoloji: Özellikle ilk mevsiminde oldukça sık gelişir. Çabuk fermente olan taze ot, yonca, baklagiller, patates gibi bitkilerin yenilmesi sonucu hastalık meydana gelir. Kolay fermente olabilme özelliği fazla olan yeşil otların çiçeklenme devresi öncesinde hayvanlara verilmesi, dane halde veya öğütülmüş tahıl ve diğer konsantre yem maddeleri ile nişastalı ve şekerli kök bitkilerinin aşırı miktarda birdenbire yedirilmesi de primer timpaniye neden olur.

Patogenez: Normal sindirim fizyolojisinde bir miktar gaz oluşur ve ruktus ile dışarı atılır. Rumende timpani şekillenmesi içeriğin yüzey gerilimi ile viskozitesinin artması sonucu biriken köpükten kaynaklanır. Selüloz bakımından zengin olmayan taze yeşil bitkilerde hücreler geçirgen olduklarından rumen bakterileri bu bitki hücrelerine kolayca girerler. Bu bitkilerin karbonhidrat ve proteinden zengin olmaları, fazla su, saponin, pektin gibi maddeler içermeleri köpüklü gaz oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Böylece rumen sıvısında yüzey gerilimi ve viskozite artar, rumen pH’sı normalin altına düşerek rumen bakteri florası değişir. Rumende musin parçalayan ve muhat yapan bakterilerin anormal çoğalmaları sonucu içeriğin yüzey gerilimi ve vizkoziteside artmış olduğundan fermantasyon gazları köpük halinde birikir. Köpük halindeki gaz kitleleri kardiya’yı tıkadığından ruktus engellenir. Giderek artan gazın etkisi ile rumen hareketleri durur. Akut timpani tehlikesi durumlarında tükürük içeriğindeki mukoproteinler ile yüzey gerilimi düşürülmeye ve bikarbonat tamponatları ile asit ortam vücut tarafından nötralize edilmeye çalışılır ancak yemlerin selüloz oranın düşük olması ve rumende fazla su çekici özellik taşıması tükürük salgısını azaltıcı etki yapar. Primer timpanide ölüm sebebi asfeksi, açığa çıkan toksik gazlar (H2S) ve aminlerin (histamin vb.) emilmesidir.

Semptomlar: Riskli yemlerin yenmesinden kısa bir süre sonra (1/4-1/2 saat) timpani şekillenir, sancı ve huzursuzluk görülür. Yem alımından kısa bir süre sonra karın hacminde genişleme, özellikle sol açlık çukurunun belirgin şekilde kabarması gözlenir. Başlangıçta rumen hareketlerinin arttığı, daha sonra kaybolduğu ve rumen perküsyonunda timpanik sesin varlığı tespit edilir. Rumenin oskultasyonunda köpük patlaması, uğultu, gök gürültüsü ve çınlama sesi alınır. Rumene sonda uygulandığında sondanın rumene kolayca itildiği, az miktarda köpüklü gazın çıktığı ayrıca rumene trokar uygulandığında yine az miktarda köpüklü gaz çıkışı görülür. Karın iç basıncının artması sonucu giderek şiddetlenen inspiratorik solunum güçlüğü, kostal tip solunum, mukozalarda siyanoz, taşikardi, kusma ve tenesmus ile çok şiddetli vakalarda solunumun durması, kollaps, rumen rupturu, yatma, asfeksi ve ölüm meydana gelebilir.

Teşhis: Klinik semptomlar ve riskli yemlerin alınmasından hemen sonra eş zamanlı veya arka arkaya birden fazla hayvanın belirtilen semptomları göstermesi teşhis için yeterlidir. Ayrıcı tanıda; Sekonder timpaniler, RPT, Hoflund sendromu, ösefagus obstrüksiyonu, Rumen asidozu, Tetanos ve kronik tekrarlayan timpanilerden ayırt edilmesi gerekir.

- Sekonder timpanilerden; tipik salya akıntısı, sonda uygulandığında ösefagusun belirli bir noktasından ileri gitmediği, tıkayan cisim rumene itildiğinde veya rumene trokar uygulandığında gazın kolayca boşalması, çıkan gazın köpük ihtiva etmemesi ve gaz boşaldıktan sonra hayvanın kısa sürede sağlığına kavuşması ile,

- RPT ve Vagus İndigesyonundan; Hastalığın akut seyretmesi ve az miktarda köpüklü gaz çıkışı ile,

- Rumen Asidozisinden; Rumen içeriğinin asidik pH’da olmaması ile,

- Kronik nüksedici Timpanilerden; Bu tip timpanilerin yavaş gelişmesi ve istisnai olarak hayati tehlike oluşturmaları ile,

- Tetanostan; Tetanik konvulsiyonların olmaması, kısa sürede gelişmesi ve kaslarda sertlik olmaması ile ayırt edilebilir.

Prognoz: Erken ve etkili müdahale edilmeyen olgularda kötüdür.

Tedavi: Acil müdahale gerektiren bir hastalıktır. Hayvana öncelikle bir gem takılır ve trokar uygulanır. Asfeksi tehlikesi varsa hayvan baş yukarı gelecek şekilde meyilli bir araziye bağlanır ve diaframaya olan basınç azaltılabilir.

Amaç gazın uzaklaştırılması, bağlanması, gaz oluşumunun engellenmesi, oluşan köpüklü gazın dayanıklılığının azaltılması ve ön mide faaliyetlerinin yeniden uyarılmasıdır. Bu amaçla; Rumen sondası uygulanması ile gazı dışarı alınmaya çalışılmalıdır. Fermentasyon ve gaz oluşumunu engelleyici antifermantatif ilaçlar (Kreolin, 30 ml, Formol, 15-30 ml, Etil Alkol, 30-60 ml, Benzoikum, 30-90 gr, 1-2 litre su ile karıştırılarak oral yolla) ve tetrasiklin, penisilin ve streptomisin gibi preparatlar yine oral yol ile kullanılabilir. Ayrıca yüzey gerilimini azaltarak gaz kabarcıklarının çözünüp serbest hale geçmesini kolaylaştıran köpük giderici ilaçlar (Polimerize metil silikon -Mete- ve Asetil bütilat -Blotrol-, Dimetil polisiloksan –Asivet-, %2’lik solüsyondan 100 ml, su ile karıştırılarak) ve yağ içeren deterjanlar (Dioctyl sodyum sulfasuccinate, 56 gr/100 kg CA) oral yol ile verilir. Bu hayvanlara oral yolla tuzlu sürgütler, MgSO4 ve Na2SO4 250-1000 gr verilir. İlaç uygulamalarından sonraki her 15 dakikada bir sonda uygulanarak gaz boşaltılmaya çalışılır. Medikal tedaviden başarılı sonuç alınmaz ise rumenotomi yapılarak rumen boşaltılır. Gaz alındıktan sonra hayvan bir gün süreyle aç bırakılır.



Korunma: Riskli yemlerin alıştırılarak verilmesi gereklidir. Mera ve ahır besilerine geçişlerde 10-15 günlük alıştırma periyodunun uygulanması yeterli olur. Hayvanların soğuk havalarda kırağılı ve çiğ düşmüş otları alması engellenmelidir. Meraya salmadan önce hayvanlara sabahları kuru ot veya bir miktar su içilmesi önerilmektedir. Mera besilerine geçiş dönemlerinde günlük olarak 60-120 ml toksik olmayan ve parçalanmayan yağlar, 10-20 gr poloxalen veya 17-19 gr alkol ethoxylate’tan birinin verilmesi yada rumende yavaş salınacak biçimde 300 mg Monensin’in rasyona katılması ile şiddetli gaz oluşumu engellenebilir. Rasyonda kaba yem oranının % 18, besi sığırlarında % 15’ten az olmaması, toz yem yerine pelet yemlerin kuru verilmesi, tane yem miktarında ani değişiklik yapılmaması faydalı olur.

AKUT SEKONDER TİMPANİ (Semptomatik veya basit rumen timpanisi)


Rumende oluşan fermentasyon gazlarının (CO2, CH4, H2S,ve diğerleri) ruktusun engellenmesi sonucu dışarı atılamamasına bağlı olarak rumenin dorsalinde birikmesi durumlarında ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalık ruminasyon yapan her yaştaki, özellikle hareketleri kısıtlanan ahır besisindeki sığırlarda görülür. Sıklıkla sporadik seyreder ancak bazen de sürü problemi olarak karşımıza çıkabilir.

Etiyoloji: Akut sekonder timpanilerin oluşmasında en önemli neden ruktusun mekanik veya fonksiyonel olarak engellenmesidir. Mekanik faktörler; ön midelerin aşırı dolgunluğu, RPT vakalarında peritonun uyarılması, ösefagal veya kardiyal stenoz, tıkanma veya divertikeller, ösefagusa basınç yapan tümör, apse, Tuberculosis lezyonları, farenks ve ösefagusun travmatik yaralanmalarıdır. Fonksiyonel (reflektorik) faktörler; merkezi sinir sistemi hastalıkları (Tetanos), genel durum bozuklukları (koma, doğum felci, çayır tetanisi, abomasum deplasmanları), transport ve ileri gebelik gibi stres durumları, akut atropin, hidrosiyanur, nitrat ve nitrit ile üre zehirlenmeleri, bitkisel toksinler (nikotin, kolchizin) ve rumende oluşan toksinler (histamin, nitrit) nedeniyle kardiya’nın felci sonucu ruktus engellenebilir.

Patogenez: Mekanik veya fonksiyonel olarak ruktusun engellenmesi ve rumende sentezlenen gazın dışarı atılamaması sonucu rumende anormal gaz birikimi meydana gelir ve diyaframaya ve damarlara basınç yaparak dilatasyona neden olur. Fizyolojik olarak oluşan gazlar ruktusla dışarı atılamazsa rumende aşırı gaz birikimitimpanisolunum güçlüğüasfeksiölüm görülür.

Semptomlar: Hayvanda çok kısa süre içerisinde (1-8 saat) aşırı gaz birikimine bağlı karın şişkinliği ve sol açlık çukurluğunun dışa doğru bombeleşmesiyle timpani belirtileri ortaya çıkar. Karın duvarında gerginlik artışı, diyaframa üzerine basınç artışına bağlı hızlanmış kostal tip solunum, solunum güçlüğü, kalp frekansında artış, salivasyon, rumen hareketlerinin kaybolması, geviş getirme ile yem ve su alımı tamamen durması görülür. Bunların dışında hayvanlarda solunum yetmezliği (ağızdan soluma, dispnea), tenesmus ve küçük miktarlarda dışkılama gözlenir. Rumen perküsyonunda timpanik davul sesi ve oskultasyonda çıtırtılı sesler, ara sıra gök gürültüsüne benzeyen uğuldamalar duyulur. Toraks, kalp ve akciğerlerin basınç altında kalmasına bağlı mukozalarda siyanoz, akciğer ödemi, kalp ve dolaşım yetmezliği, kollaps ve ölüm gelişir.

Teşhis: Klinik semptomlar, rektal muayene bulguları ve sonda uygulamasıyla gazın hemen dışarı alınması ile tanı kolayca konulabilir. Ayrıcı tanı primer timpanideki gibidir.

Prognoz: Normal fizyolojik rumen koşullarının sağlanmasıyla prognoz iyidir.

Sağaltım: Öncelikle olarak rumendeki gazın boşaltılması sağlanmalıdır. Bu amaçla burun meri sondası uygulanır, böylece hem teşhis hem de tedavi yapılmış olur. Sonda uygulandıktan sonra gazın aniden boşaltılması sonucu intratorasik basınç azalmasına bağlı kalp ve dolaşım kollaps riski göz önünde bulundurulmalıdır. Eğer ösefagus tıkanıklığına bağlı sekonder timpani meydana gelmiş ise yabancı cismin çıkarılmasına veya rumene itilmesine çalışılır. Aynı zamanda hayvanda asfeksi tehlikesi mevcut ise lokal anestezi altında rumene torakar (torakarın boyu en az 20 cm olmalı ve) uygulaması da endikedir. Sık tekrarlayan durumlarda rumene uygulanan torakarın birkaç yerinde kalması veya rumen fistülü uygulaması yapılır.
KRONİK NÜKSEDİCİ TİMPANİ (Tympania ruminis chronica recidivaria)

Rumenin dorsalinde sık sık tekrarlayan serbest veya içerikle karışık köpüklü gaz birikimine bağlı hafif veya orta şiddetli timpani ve rumen dilatasyonu ile karakterizedir. Başlı başına bir hastalık olmayıp, genelde sindirim sistemi hastalıklarının seyrinde ortaya çıkan bir durumdur.



Etiyoloji: Sindirim sisteminin değişik hastalıkları etiyolojide rol oynamaktadır. Rumende gaz oluşumu normal olduğu, özellikle ruktusun mekanik veya fonksiyonel olarak engellenmesi ve ösefagustan gaz geçişinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Nedenler arasında;

- Ösefagus hastalıkları (ösefagusta yangı ve yaralanmalar, kısmi obstrüksiyonlar, kompresyon stenozları, dilatasyon, ektazi, divertikel oluşumu ve paraliz),

- Ön midelerdeki yangı, apse ve tümörler (örneğin; kronik RPT ve rumenitis, retikulum aktinobasillozu ve papillamatozu)

- Mediastinal lenf yumrularının büyümesi (Tuberculosis, Leukosis, aktinobasillozu)

- Ön midelerde hareket bozuklukları,

- Rumende fermantasyon bozuklukları,

- Kardiya ve ostium retikuloomasinin geçici tıkanmaları (phytobezoar),

- Evantrasyo diyaframatika,

- Abomasum hastalıkları (abomasitis, abomasum deplasmanı ve dilatasyonu),

- Uzun süreli omasum hastalıkları,

- Hydatidose,

- Ağır karaciğer hasarı,

- Rumen florasının tahribatı ve diğer ağır indigesyonlar (basit hipoaktivite, rumen kokuşması ve alkalozu)

- Tetrasiklin ve antifermantatif ilaçların oral yolla verilmesi,

- Timpaniye predispoze ırklar (özellikle Hereford ve melezleri) sayılabilir.

Semptomlar: Asıl hastalığın semptomları yanında genellikle sonda uygulamasıyla ortadan kaldırılabilen, ancak uzun yada kısa süre içerisinde tekrarlayan hafif veya orta dereceli rumen timpanisi gözlenir. Bunun yanı sıra hayvanın genel durumunun çok az değiştiği veya hiç etkilenmediği, bazen iştah, geviş getirme ve rumenin motorik hareketlerini etkilendiği görülür. Sol açlık çukurluğunun hafif bombeleştiği ve perküsyonda rumenin üst yarımında timpanik ses belirlenir. Hayvanlarda kıl örtüsünün mat ve karışık olduğu, zayıflama ve anemi bulguları tespit edilir. Ara sıra tekrarlayan hafif timpani formu bazen ölümle sonuçlanabilen şiddetli timpaniye dönüşebilir.

Teşhis: Klinik bulguların hafif olması nedeniyle kesin tanı zordur. Asıl nedenin ortaya konulması gerekir. Bu amaçla iyi bir anamnez ve detaylı muayeneler (Vagus indigesyonlarında fonksiyon testleri, abomasum deplasmanlarında perküsyon, oskultasyon ve muhtemel punksiyon, ösefagusun sondalanması, rumen içeriği muayeneleri) ve hatta erken dönemde deneysel Laparatomi ve rumenotomi gerekli olabilir. Diğer timpani formlarıyla da ayrımı yapılmalıdır.

Prognoz: Asıl hastalığa bağlı ise de esas sebebin tamamen ortaya konulamaması nedeniyle genelde kötüdür.

Tedavi: Öncelikle rumende oluşan gazın sonda aracılığıyla dışarı atılması sağlanmaya çalışılır.bazı durumlarda günde 1 kez sonda ile gazın boşaltılması yeterlidir. Şiddetli durumlarda özellikle genç hayvanlarda kalıcı torakar uygulanması önerilmektedir. Hayvanlara az fermente olabilen yemler ve fermentasyon önleyici ilaçlar (antibiyotik olarak tetrasiklinler) verilebilir. Bunlara ilave olarak sindirim bozukluğu bulunan hayvanlara normal fizyolojik rumen flora ve faunası oluşuncaya kadar birkaç kez taze rumen içeriği verilmelidir. Son çare olarak rumenotomi yapılarak muhtemel mekanik tıkanıklıklar belirlenir ve ortadan kaldırılır. Eğer esas neden olarak spesifik bir hastalık belirlenemez ise kalıcı rumen fistülü uygulanır.
KRONİK İNDİGESYON (Vagus indigesyonu, Hoflund sendromu, Fonksiyonel mide stenozu)

Ruminantlarda X. çift beyin siniri olana ve ön mideler ve abomasumun motorik innervasyonunu sağlayan nervus vagusun bir veya birkaç kolunun parsiyal veya total felci sonucu ön midelerde fonksiyon bozukluğu ile karakterize kronik seyirli bir sendromdur. Hastalık Hoflund sendromu olarak ta adlandırılır ve rumen dilatasyonu, kronik nükseden timpani, ön midelerde konstipasyon ve abomasum deplasmanları gibi ön midelerde geçiş bozukluklarına neden olarak abdominal gerginliğe yol açar. Ön midelerde genişleme, içeriğin barsaklara geçişinde gecikme, yumuşak, sık ve defekasyonla kendini gösterir.



Etiyoloji: Nervus vagusun çeşitli nedenlere bağlı olarak yaralanması veya basınç altında kalması sonucu sinirin dorsal ve ventral kollarında hipofonksiyon ve felçler meydana gelir. Etiyolojik faktörleri oluşum yerlerine göre kardia’nın kranialinde ve kaudalinde diye ikiye ayırmak mümkündür. Kardia’nın kranialinde, bölgesel lenf yumrularının (retrofarengiyal ve mediastinal) Tuberculosis, Leukosis ve apsedasyonlara bağlı olarak aşırı büyümesi, plöritis, bazı paraziter kistler (cysticercosis), diyaframa fıtkı, intra ösefagal yabancı cisimler ve ekstra ösefagal lezyonlara (peri ösefagitis, ösefagal divertikulumu, peri ösefagal apseler) bağlı olarak nervus vagusun basınç altında kalması sonucu disfonksiyon gelişir. Kardia’nın kaudalinde, en önemli etken olarak RPT’ye bağlı gelişen peritoneal yapışma ve apsedasyonlardır. Özellikle diyaframa ve karaciğer apseleri ile retikulumun sağ karın ventral duvara yapışmaları öncelikli sebeplerdir. Ventral kolun yaralanmasında nadiren görülen sebepler olarak, retikulumdaki aktinomikotik lezyonlar, retikulumun diaframaya fıtkı, karaciğer apseleri, omasum konstipasyonu ve abomasum Leukosis’i sayılabilir.

Patogenez: Nervus vagusun dorsal kolu öncelikle rumeni innerve eder ve sadece retikulum, omasum ve abomasuma önemsiz birkaç kol verir. Bu nedenle rumen sinir olarak adlandırılır. Ventral kolu ise diyaframanın yüzeyinde diğer üç mide (retikulum, omasum ve abomasum) için farklı dallara ayrılır ve bu nedenle retikulum-omasum-abomasum siniri olarak bilinir. Nervus vagustaki lezyonun lokalizasyonuna göre innerve ettiği ön midelerde kontraksiyon hareketlerinde farklı fonksiyonel bozukluklara yol açar. Vagus tahribatı kardiya’nın önünde bulunursa tüm ön mide deliklerinde (kardiya, ostium retikuloomasi, piloris) motorik bozukluklara neden olarak retikulum ile omasum arasında mekanik olmayan fonksiyonel stenoza bağlı geçiş bozukluğuna neden olur. Vagus tahribatı kardiya’nın arkasında ise ostium retikuloomasi ve piloris’te fonksiyonel stenozu şekillenir. Vagal hasarı sonucu tahribatın gerisinde kalan sindirim kanalları boş, ön kısımda ise doludur. Nervus vagusun ventral kollarının uyarılması sonucu, gıdaların retikulumdan omasuma geçişi engellenerek ön fonksiyonel stenoz, abomasumdan barsaklara geçişin engellendiği durumlar ise arka fonksiyonel stenoz şekillenir.

Ön fonksiyonel stenoz’da; genellikle rumen atonisi ile ilgilidir. Rumen atoniktir ve zamanla dilate olur.

Arka fonksiyonel stenoz’da abomasum içeriğinin barsaklara geçemediği ve geriye doğru reflux olduğu görülür. Bu nedenle rumen içeriği sulu bir haldedir ve çalkantı sesi alınır. Ayrıca rumendeki Cl iyon konsantrasyonu artmıştır (>30 mEq/l). N. vagusun disfonksiyonu sonucu ön midelerde ruktus engellenmesi sonucu; timpani, mide barsak hareketlerinde stazis, içeriğin abomasuma geçişinin engellenmesi, omasum ve abomasum tembellikleri, piloris stenozu ve bradikardi meydana gelir. Ayrıca;

1) Ruktusun engellenmesin ileri gelen gaz birikimi veya kronik timpani,

2) Omasuma geçişin engellenmesi (ostium retikuloomasinin görev yapmaması ve tıkanıklığı, 3) Piloris stenozu ve abomasum konstipasyonu veya dilatasyonu şeklinde de sınıflandırılır.

Semptomlar: Fonksiyonel bozukluğun lokalizasyonu, klinik ve patolojik-anatomik tabloya göre mide stenozlarına bağlı gelişen geçiş bozuklukları 4 forma ayrılır. İlk 2 form ön fonksiyonel stenoz, son iki form arka fonksiyonel stenoz olarak adlandırılır.

1) Rumen ve retikulum atonili retikulum ve omasum arasındaki ön fonksiyonel stenozlar,

Hastalığın bu formu nervus vagusun dorsal ve ventral kollarının her ikisinin birden kardiya’nın önünde hasara uğraması sonucu ortaya çıkar ve nadiren görülür. Hayvanlarda dorsal rumende gaz birikmesine bağlı akut bir timpani, bazen kusma, aşırı salivasyon, kardiya’nın reflektorik bozuklukları, ösefagal spazm, rumen hareketlerinin bozulması, normal nabız ve ayrıca defekasyonun zamanla ortadan kalktığı görülür. Genellikle ösefagustaki patolojik değişiklikler ve mediastinal lenf yumrularının büyümesi sonucu görülür.



2) Rumen ve retikulum hareketlerin normal veya hipermotilitik olduğu retikulum ve omasum arasındaki ön fonksiyonel stenozlar,

En sık bu form görülür. Omasum ve abomasumu innerve eden sinir kollarının hasarı sonucu gelişir. Ostium retikuloomasi sinir felcine bağlı sürekli açık ve kısmi veya tam kontraksiyon yeteneği kaybolmuştur. Omasum hareketlerinde azalmaya bağlı içeriğin geçişi engelleneceğinden rumen dolgunluğu ve dilatasyonu gelişir. Otopside omasumun küçük, gevşek ve tamamen boş olduğu ve hatta abomasumda da içerik olamadığı gözlenir. Oskultasyonda rumen hareketleri alınamazken, palpasyonda his edilebilir.



3) Retikulum atonili veya atonisiz pylorus’un sürekli arka fonksiyonel stenozu,

Bu form abomasumu innerve eden sinir kollarından en az ikisinin etkilendiği durumlarda ortaya çıkar ve rumen, retikulum, omasum ve abomasum dilatasyonu ile rumen hareketlerinin normal veya hiper aktif olduğu saptanır.



4) Retikulum atonili veya atonisiz pylorus’un nüksedici arka fonksiyonel stenozu,

Bu form abomasumu innerve eden nervus vagusun birçok küçük yan dallarının etkilenmesi sonucu ortaya çıkar. Klinik seyir olarak 3. forma bezer, fakat semptomlar geçicidir. Genel olarak hayvanlarda sürekli indigesyon ve ishal gözlenirken genel durum iyidir. Bir süre sonra semptomlar tekrarlar veya tamamen kaybolur.



Her ne kadar klinik olarak hastalığın dört formunda semptomlarda az veya çok farklılık görülse de karakteristik semptomlar büyük ölçüde benzerdir. Ortak semptomlar olarak; hastalık kronik bir seyir gösterir. Hayvanlarda iştahsızlık, kilo kaybı, dışkı miktarında azalma, rumende gaz ve sıvı birikimine bağlı olarak abdominal genişleme, karın duvarına arkadan bakıldığında sol tarafta şişkinlik ve sağ tarafta dilatasyon (solda elma, sağda armut formu), dıştan ve rektal palpasyonda genişlemiş ve dolu abomasum, rektal muayenede rumenin distalinin dorsalinden daha fazla genişlediği belirlenir (L şeklinde). Rumen hareketleri düzensizdir, bazen artar bazen de tamamen durur. Süt verimi azalır, geviş getirme azalır veya tamamen durur. Ön midelerde dolgunluk olmasına rağmen dışkı miktarında azalma, şiddetli dehidrasyon (omasum konstipasyonu) ve hayvanın fazla miktarda su içmesine rağmen suya doymadığı gözlenir. Vücut ısısının normal veya subnormal olduğu tespit edilir. Akut olgularda kıl örtüsü, deri ve deri altı dokularda ve lenf düğümlerinde göze çarpar bir değişikliğe rastlanmaz. Hayvanlarda solgun mukoza gözlendiği durumlarda kalp dolaşım sistemi muayene edilir ve sıklıkla kalp ve nabız sayısının dakikada 30 olmasıyla karakterize bradikardi tablosu saptanır.

Laboratuar bulguları: Fonksiyonel stenoz olayların belirlemek için serum ve rumen sıvısı Cl- konsantrasyonları analizleri yapılır. Serumda hipokloremi (<85 mEq/l) pylorik geçiş bozukluğu, abomasum konstipasyonu ve ön midelerde stenozun en önemli göstergesidir. Piloris stenozu durumlarında abomasal içerik rumene reflux olacağından rumen Cl- konsantrasyonunda (>30 mEq/l) artış tespit edilir. Metabolik alkalozis gelişir. Abomasum deplasmanlarında ortaya çıkan metabolik alkaloz çok şiddetli gelişir ve serum Cl- düzeyinde önemli düşüşler (<50 mEq/l) tespit edilir ve prognozu kötüdür. Gıda alımının azalması, K+’un böbrekler yoluyla atılması ve K+’un intraselüler sıvıya geçişi sonucu hipokalemi gelişir. İleri dönemlerde gelişen hipokalemi nedeniyle, paradoksik asidüri şekillenir. Kronik indigesyonlarda sık olarak ortaya çıkan diğer bir bulgu hipokalsemi (Ca düzeyi 6-8 mg/dl) dir. Dehidrasyona bağlı prerenal azotemi şekillenir. Böylece, kan üre nitrojen (> 80 mg/dl) ve kreatinin (> 8-9 mg/dl) konsantrasyonları artar. Ayrıca total protein ve hematokrit değerleri de yükselir. Kan glikoz düzeyleri başlangıçta düşerken (<50 mg/dl) , ileri vakalarda artabilir (>200 mg/dl). Ruminantlarda hiperglisemik cevap, stresin karakteristik bir bulgusudur.

Teşhis: Rumen dilatasyonu ve gıda dolgunluğu, nüksedici timpani, tedrici zayıflama ve bradikardi semptomları Vagus sendromu’nun tanısı için yeterlidir. Vagus indigesyonlarının mide stenozlarının tipik semptomu olmamasına rağmen, bradikardi tablosunun varlığı nervus vagus hasarına işaret eder. Bradikardi tablosu; sola abomasum deplasmanları, enteritis, RPT gibi sindirim sistemi organların hastalıklarında da görülür. Bradikardinin vagotonik olup olmadığının belirlenmesinde atropin testi yapılır. Vagotonik kökenli bradikardilerde atropin enjeksiyonu sonucu kalp frekansında artış meydana gelir. Bu amaçla % 0.1’lik atropinden 30 ml (30 mg) sc uygulanır ve her 5 dakikada bir 20 dakika süreyle kalp frekanslarının sayısı belirlenir. Kalp sayısındaki artışların % 5 veya daha az olması, bradikardinin kardiyak kökenli olmasına, % 7-16 oranındaki artışlar, vagotonik bradikardi olduğunu düşündürürken, % 16 veya daha fazla artışlar % 95 olasılıkla vagal kökenli bradikardinin varlığına işarettir.

Kardiya’daki fonksiyonel stenoz sonda uygulaması (sondanın güç geçişi) ile saptanabilir. Ostium retikuloomasinin stenozu, hastaya tuz eriyiği (1-2 litre % 10’luk Na2SO4 veya MgSO4) renkli bir madde veya tıbbi kömür ile birlikte yavaşça içirilmesinden sonra direk omasumun dinlenmesiyle veya 2-3 dakika sonra abomasuma punksiyon yapılarak geçişin olup olmadığının tespit edilmesiyle ortaya konulabilir. Klinik olarak ön veya fonksiyonel stenozu ayırt etmek güçtür, ancak şüpheli durumlarda laparorumenotomiyle kesin tanı konur. Rumenotomide ön fonksiyonel stenoz durumlarında omasumun küçük, gevşemiş ve tamamen boş olduğu ve hatta abomasumda da içerik olamadığı gözlenirken arka fonksiyonel stenozda ise palpasyonda omasum ve abomasumun dolgun olduğu belirlenir. .



Ayrıcı tanı: Erken dönemde basit indigesyon, primer timpani, abomasum deplasmanları ve RPT ile karışır. Ayrıca karın hacminin artmasına neden olan bazı hastalıklar (hidrops ascites, intra abdominal tümörler, generalize peritonitis ve yavru zarlarının hidropsu) ile de karışabilir.

Atoni ve rumen genişlemesi olduğu durumlarda ayrıcı tanı;

Tedaviye hızlı bir cevap vermemesiyle basit indigesyonlardan,

Rumende aşırı ve hızlı bir şekilde gaz toplanmamasıyla akut rumen timpanisinden,

Rumen sıvısı analizlerinde ön midelerde mikroflora ve faunanın hipoaktivitesinin olmamasıyla kronik rumen dilatasyonundan,

Ağrı belirtilerinin olmaması, karında tipik genişleme ve ateş olmaması ile kronik RPT’den,

Rumende genişleme olmasıyla gıdaya bağlı abomasum konstipasyonlarından,

Abomasumda genişleme olması, sağ kostal arkın gerisinin perküsyonunda ağrının bulunmaması ile omasum konstipasyonundan,

Sağ xyphoid bölgede ağrı saptanmamasıyla abomasum ülserlerinden,

Çok su içmemesi ve dehidrasyon gelişmemesiyle ostium retikuloomasinin tıkanmasından,

Rumende hipermotilite olduğu durumlarda,

Sonda uygulandığında kusma şekillenmemesiyle diyaframa fıtkından ayrılabilir.

Vagus bradikardi durumları atropin testi ile gerçek bradikardiden ayrılır.

Prognoz: Hayvanda klinik olarak vagus hasarı tespit edildiğinde prognozunun iyi olmayacağı hasta sahibine söylenmelidir. Hastalık kronik seyirli olduğundan prognoz çoğu zaman uygun değildir. Esas nedene bağlı olarak değişiklik gösterir. Karaciğer apseleri ve Evantrasyo diyaframatika’ya bağlı gelişen vagal hasarlarda prognoz oldukça kötüdür. Yabancı cisimlere bağlı apsedasyonlar ve peritonitislerde yerinde ve zamanında yapılan tedaviyle iyidir. Tam ve uzun süre devam stenozlarda açlık ve intoksikasyon sonucu ölüm görülebilir.

Tedavi: Vagus indigesyonu tespit edilen hayvanlarda tedavi şansı oldukça düşük olduğundan kesime sevk edilmeleri daha ekonomik olur. Damızlık değeri yüksek olan hayvanlarda ve hastalığın ilerlemediği olgularda tedavi denenebilir. Ön fonksiyonel stenozun tedavisinde yapılması gereken ilk operatif yolla rumen (rumenotomi) açılarak içeriğin boşaltılması (yabancı cisimlerin alınması ve apselerin açılması) ve kronik nüksedici timpaniye karşı kalıcı fistül uygulamasıdır. Rumenotomi operasyonu sırasında ve sonrasında taze rumen içeriği verilerek iyileşme hızlandırılır. Ayrıca hayvana dengeli elektrolitler verilir. Tüm tedavi denemelerine rağmen 8-10 gün içerisinde iyileşme gözlenmez ise kesime sevk edilir.

OSTİUM RETİKULOOMASİNİN TIKANIKLIĞI


Ostium retikuloomasinin tam veya kısmi tıkanıklığı sonucu retikulumda ve rumende çok sulu kıvamda içerik birikmesine bağlı rumende aşırı dolgunluk ve dilatasyonla karakterize bir geçiş bozukluğudur.

Etiyoloji: Esas neden hayvanlarda açlık ve dengesiz beslenme sonucu ortaya çıkan pika durumudur. Pika durumlarında hayvanların, naylon torba, plastik maddeler, bez parçaları, kıl yumakları, doğum sonrası yavru zarları gibi yem niteliğinde olmayan yabancı maddelerin yemeleri sonucu parsiyal veya tam tıkanmalar meydana gelir.

Semptomlar: Tıkanmanın tam veya parsiyal olmasına göre değişir. Genel olarak; iştahsızlık, yem alımı ve rumen hareketlerinde azalma, aşırı su içmesine rağmen sürekli susuzluk hissi ve dehidrasyon bulgularının (omasumdan su emilimi olmadığından) bulunması, rumenin aşırı derecede dolgun ve dilate olması, karın ventralde yanlara torba gibi sarkması, rumen hareketlerinde azalma veya kaybolma, rumenin palpasyonunda sıvı dolu kıvamın alınması, karın duvarının sallanmasında su çalkantı sesinin net olarak alınması, dışkılamanın hiç olmaması veya ara sıra sert yumaklar şeklinde az miktarda olması, sancı, kramplar, kas titremesi ve yatıp kalkmada güçlük gibi bulgular gözlenir.

Laboratuar bulguları: Kan PCV değerinin artması, rumen sıvısının çok sulu olduğu, sedimantasyonun hızlı, flotasyonun yavaş şekillendiği, infusoria sayısının az ve rumen pH’nın normal olduğu tespit edilir.

Ayrıcı tanı:

Sağ açlık çukurluğunda pink sesinin alınmamasıyla abomasum deplasmanlarından,

Çok su içmesine rağmen dehidrasyon gelişmesi ve solda elma, sağda armut şeklinin olmamasıyla vagus indigesyonundan,

Çok su içmesine rağmen şiddetli dehidrasyon görülmesiyle ketozisten ayrılır.



Sağaltım: Sürgütlerin verilmesi fayda sağlamaz. Hayvanın kusturulmasıyla belki tıkayan madde yerinden oynatılabilir. Rumenotomi yapılarak yabancı cisim çıkartılır. Operatif müdahalede geç kalınırsa 1 hafta içerisinde ölüm görülebilir.

Korunma: Dengeli beslenme ve açlığa karşı tedbirler alınarak hayvanlarda pika gelişmesi ve yabancı cisimlerin alınması önlenir.

OMASUM KONSTİPASYONU (Ostipatio omasi, Paresis et constipatio omasi)


Hayvanlarda kısa kıyılmış samanların yedirilmesine bağlı omasumun genişlemesi, içeriğin kerpiç gibi sertleşmesi ve omasum kontraksiyonlarının kaybolması ile karakterize bir hastalık tablosudur. Hastalık primer ve sekonder özellikte olabileceği gibi özellikle kışları uzun süreli kapalı ahır besisinde yetişkin sığırlarda görülür ve omasum atonisi, parazisi ve spazmı olarak ta adlandırılır.

Etiyoloji: Hastalığın ortaya çıkmasında rasyona bağlı primer nedenler ile sekonder olarak genel sistemik hastalıklar (enfeksiyöz, metabolik. Travmatik, zehirlenmeler vb.) rol oynar.

primer nedenler; genelde rasyonla ilgilidir. Rasyonda kolay sindirilmeyen selülozdan zengin, protein ve vitamin yönünden fakir yemler, sert yaprakların yenilmesi, çok ince kıyılmış saman gibi boyutları küçük ve fermentasyonu güç olan odunsu maddelerce zengin yemlerle beslenme, ani yem değişiklikleri, uzun süre kalitesiz ve bozulmuş yemlerle beslenme, uzun süre susuzluk veya düzensiz olarak suyun az verilmesi primer nedenler arasındadır.

sekonder olarak; genellikle ateşli enfeksiyöz hastalıklar (akut hepatitis, CGB, sığır vebası vb.), paraziter hastalıkların seyri sırasında, bazı metabolik hastalıklar (ketozis, hipokalsemi vb.), travmatik hastalıklar (RPT), ön mide stenozları ve disfonksiyonları, ileus, abomasum konstipasyonu ve deplasmanları gibi organ hastalıkları, toksi-enfeksiyöz hastalıklar (Botilismus), zehirlenmeler (meşe zehirlenmesi) ve genel hastalıklara bağlı aşırı su kaybı sayılabilir.

Patogenez: Omasum ruminantlarda suyun en fazla emildiği organdır. Omasumdaki geçiş bozukluğu bulunduğu hallerde daha fazla su emileceğinden omasum içeriğinin aşırı kuruması ve konstipasyonun gelişmesine yol açar. Kuruyan içeriğin omasuma basınç yapmasına bağlı omasitis gelişir ve mukozal kan dolaşımı engellenmesine bağlı omasum yapraklarında nekrozlar meydana gelir. Omasumda hacim artışına bağlı organda genişleme ve hareketlerinde azalma görülebilir.

Semptomlar: Hastalık, klinik bulgulara göre primer ve sekonder veya hafif ve ağır form olmak üzere sınıflandırılır. Klinik semptomlar çok tipik olmamakla birlikte, hayvanlarda iştahsızlık, rumen hareketlerinde azalma, geviş getirmenin çok seyrek veya durması, hayvanda durgunluk, yatıp kalkmada inleme ve süt veriminde azalma görülür. Konstipasyon durumlarında az miktarda sert yumaklar halinde muhatlı dışkı, sağ kostal arkın gerisinde 7-9. interkostal bölgede perküsyonda ağrı, sancı belirtileri (inleme, arka ayaklarını sık sık değiştirme ve arka ayaklarıyla karnı tekmele), nabız ve solunum sayısında artış, konjuktivalarda hiperemi ve dehidrasyon bulgusu gözlenir. Hayvanda dışkılamanın tamamen durması ileus’tan şüphe ettirir. Oskultasyonda normal omasum hareketlerinin kaybolduğu tespit edilir. Konstipasyonun ilerlemesi halinde, hayvanda intoksikasyon belirtileri ortaya çıkar. Karın altından sopayla yukarı kaldırılmada rektal muayenede futbol topu büyüklüğünde çok sert bir kitle ele gelir. Vücut ısısı artmıştır (40-41.5 C).

Teşhis: Klinik semptomlarının tipik olmaması nedeniyle tanı zordur. Ancak, sağ tarafta 7-9. interkostal bölgede perküsyonda ağrı, ağrı deneylerinin negatif sonuç vermesi, konstipasyon ve dehidrasyon bulguları, oskultasyonda omasum kontraksiyonlarının alınmaması hastalıktan şüphe ettirir. Kesin tanı laparorumenotomi ile konur. Ayrıca sağ tarafta 7-9. interkostal bölgeye 15-18 cm uzunluğunda bir iğne batırıldığında iğnenin omasum kontraksiyonlarının kaybına bağlı ucunun hiç hareket etmemesi tanıya yardımcı olur.

Prognoz: Aslı hastalığa ve konstipasyonun şiddetine bağlıdır.

Tedavi: Tedavide amaç, konstipe olmuş omasumun boşaltılması ve omasumun normal hareketlerinin sağlanmasıdır. Bu nedenle ilk olarak esas hastalığın tedavisi yapılır. İçeriğin yumuşatılması için hayvana sık olarak fazla miktarlarda sondayla su verilir. Ayrıca fermentasyonu artırmak ve içeriği yumuşatmak için 100-200 gr bira mayası veya 500-1000 gr ekmek mayası 15-20 l su içerisinde sondayla rumen verilir. Bu uygulamadan 6-12 saat sonra keten tohumu maserasyonu ile 500- 1000 gr tuzlu sürgütler (Na2SO4 veya MgSO4) ve 1-2 litre yağlı sürgüt (parafin likit) içirilir. Gerektiğinde aynı tedavi bir gün sonra tekrarlanır.

Hayvanın önünde devamlı içme suyu bulundurulmalı ve bol yeşil ot verilmelidir. Konsantre yem içerisinde kolay fermente olabilen besin maddeleri (melas gibi) oranı artırılır. Parenteral yolla Ca ve B1 vitamini enjeksiyonları yapılır. Genel durum bozukluklarında analeptikler, kardiyo tonikler verilebilir. Medikal tedavide sonuç elde edilmediği durumlarda son çare olarak laparorumenotomi operasyonu yapılarak, omasuma kanülle direk olarak ılık su veya yağlı sürgütler verilir ve parmak uçlarıyla hafif olarak (omasum rupturu) masaj yapılır. Operasyondan 48 saat sonra dışkılama gözlenirse sonuç iyidir. Her şeye rağmen başarı elde edilemez ise, vakit geçirmeden hayvan (daha fazla zayıflatmadan) kesime sevk edilir.


Anoreksi ve ping sesiyle karakterize hastalıklar:

- Abomasum deplasmanları (sola deplasman, sağa deplasman, torsiyonu),

- Sekum dilatasyonu ve torsiyonu,

- Kolon assendensin ekstraluminal obstrüksiyonu
ABOMASUM DEPLASMANLARI (Sola deplasman, Sağa Deplasman ve Torsiyonu)

Normalde karın boşluğunun tabanında, medyan çizginin sağında ve 10-11. kostaların alt uçlarının bulunduğu bölgeye isabet eden yerde duran bir organdır. Organın bir ucu omasuma diğer ucu duodenum’un ön kısmına uzunlamasına bağlı kranio-kaudale dönük pozisyonda, adeta asılı bir hamak (salıncak) gibidir. Abomasumun gaz ve sıvıyla dolması sonucu genişlemiş bir şekilde (dilatasyon), normal anatomik yerinden ayrılarak sola-yukarı veya sağa-yukarı doğru yer değiştirmesi (dislokasyon), solda rumen ile karın duvarı arasında (sol dislokasyon veya sol deplasman), sağda barsaklar ile sağ karın duvarı arasında (sağ dislokasyon veya sağ deplasman) yer almasıdır. Sığırlara has bir hastalık olup, özellikle yüksek süt verimi inek ırklarında (Jersey, Angler, Holştayın gibi kültür ırkları bunların melezlerinde) genellikle doğumu takiben eden ilk 1 ay içerisinde (% 90 oranında postpartum, % 10 oranında prepartum) ortaya çıkar. Sola deplasman olguları bazen de genç sığırlar, ineklerde doğum öncesi ve erkek hayvanlarda da gözlenebilir.



Yetişkin Sığırlarda Abomasum Deplasmanı (LDA / RDA) için Risk Faktörleri

Endojen Faktörler Eksojen Faktörler

Cinsiyet: Dişiler Doğum öncesi ve sonrası beslenme:


1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   19


The database is protected by copyright ©ininet.org 2016
send message

    Main page